Tarihçe ve Genel özellikler

 

 

KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA BÖLGE KURULLARININ OLUŞUM GEREKÇESİ

 

Ülkemizin Yerküre üzerindeki Coğrafi ve Jeolojik konumu Paleolitik devirlerden beri Anadolu’nun insanlık ailesi tarafından kullanımını zorunlu kılmıştır. Bu kullanım çoğu zaman büyük yerleşik uygarlıklar düzeyinde ya da kavimler göçünün yolu şeklinde olmuştur. Her iki durumda da, topraklarımız insanlığın ortak kalıtına ev sahipliği yapmıştır. Bu kalıtların bir kısmı toprağın altında kültür katmanlarında gizemini korumuş, bir kısmı da bin yıllardır tüm olumsuz koşullara karşın zamana direnmiş ve anıt olma özelliğini sürdürmektedir. İnsanlık tarihinin kesintisiz tüm evrelerinde iskan edilen, Anadolu toprakları neredeyse bir Açık Hava Müzesi gibidir.

 

Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan, çevrenin çok hızlı kullanılması sonucu kirletilmesi ve bitirilmesi sürecinden en çok etkilenen doğal ve tarihsel mirastır. Tek düze yaşamdan daha karmaşık bir yaşama geçmiş olan toplumumuzun yaşam biçimi ve toplumsal tercihleri de değişmiştir. Çağdaş üretim tarzının alt yapısı ve artan nüfus, ülkemizde neredeyse müdahale edilmemiş toprak parçası bırakmamış gibidir. Böylesine yoğun yapılaşma taleplerinin olduğu bir ülkede tek bir kurulun, tüm halkın istemlerine, istenilen zamanda ve etkinlikte müdahalesi düşünülemez. Böylesine önemli ve geniş coğrafyaya yayılmış bu tarihi mirasın, merkezden tek bir kurul ile korunması ve geleceğe aktarılmasının mümkün olmadığı, yaşadığımız toplumsal pratikle görülmüştür.

 

Bölge Kurullarının oluşumundan önce, ülkemizdeki tüm kültür varlıklarının korunması merkezde tek bir Kurul tarafından yürütülmekteydi. Bu durum çözüm isteyen sorunlara zamanında cevap veremediği gibi, konuları yerinde incelemeden, yerel yönetimlerden hiç bir görüş alınmadan sadece dosya içindeki belgelerle, karar verilmesi, çok büyük aksaklıklara ve uzun süre beklemelere neden oluyordu. Bölge Kurullarının kurulması ile sorunların Kurullarda görüşülmesi süreci, birkaç gün kadar kısa bir süreye inmiş olup, acil konularda anında müdahale etme ve yerel yönetimlerle eşgüdümlü şekilde sorunlara çözüm getirme olanağı sağlanmıştır. Aynı zamanda başvuru sahiplerinin arzu ettikleri taktirde Kurul Toplantılarına katılarak görüşlerini açıklama olanağı sağlamıştır. Bir kültür varlığı için karar tek taraflı olmayıp, Üniversite, Bakanlık, Yerel Yönetim ve Vatandaşın katılması ile alınmaktadır. Böylece sorunlara en gerçekçi şekilde çözüm bulunmaktadır. 1985 yılında kurularak faaliyete geçen Müdürlüğümüz, bölgemizdeki kültürel ve doğal mirasın korunmasında önemli hizmetler göstermiş ve çalışmalarına devam etmektedir.

 

 

Koruma Bölge Kurullarının Yasal Dayanağı

 

Koruma Kurulları 3386 ve 5226 sayılı yasa ile değişik 2863 Sayılı Yasa’nın 51. maddesine göre kurulmuştur. Koruma Bölge Kurullarının çalışmaları Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda şu şekilde tanımlanmıştır:

 

Koruma Bölge Kurullarının görev, yetki ve çalışma şekli:

Madde57–(Değişik:17/6/1987-3386/14md.)
Koruma bölge kurulları, Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararları çerçevesinde olmak kaydıyla aşağıdaki işleri yapmakla görevli ve yetkilidir.

 a) Bakanlıkça tespit edilen veya ettirilen korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının tescilini yapmak,

b)Korunması gerekli kültür varlıklarının gruplandırılmasını yapmak,
c) Sit alanlarının tescilinden itibaren üç ay içinde geçiş dönemi yapı şartlarını belirlemek, 
d) Koruma amaçlı imar planları ile bunların her türlü değişikliklerini inceleyip karar almak, 
e) Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının koruma alanlarının tespitini yapmak,

f) Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarından özelliklerini kaybetmiş olanlarının tescil kaydını kaldırmak,

 g) Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarına ilişkin uygulamaya yönelik kararlar almak. (1)

(Ek:11/02/2009 tarih, 27138 sayılı R.G.)16/6/2005 tarihli ve 5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun uyarınca ilan edilen yenileme bölgelerinde yenileme projelerini onaylamak üzere 5366 sayılı Kanun uyarınca oluşturulan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları da bu maddede belirtilen işleri yapmakla görevli ve yetkilidir.

(Değişik fıkra: 27/07/2004 tarih, 25535 sayılı R.G.)Koruma bölge kurullarının başkan ve yardımcıları, üyeler arasından kurulca seçilir. Başkanın yokluğunda kurula, başkan yardımcısı başkanlık eder.

(Değişik fıkra: 27/07/2004 tarih, 25535 sayılı R.G.)Koruma bölge kurulları, toplantıya katılması gereken üyelerin salt çoğunluğuyla toplanır ve toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğu ile karar alırlar. Ancak karar yeter sayısı Bakanlık ve Yükseköğretim Kurulunca seçilen üye sayısının salt çoğunluğundan az olamaz. Alınan kararlar bu Kanun ve ilke kararlarındaki dayanakları ile bilimsel gerekçeleri belirtilerek yazılır.

(Değişik fıkra: 4/2/2009-5835/3 md.) Koruma bölge kurullarının teknik ve idari hizmetleri, koruma bölge kurulu müdürlükleri tarafından yürütülür. Üçten fazla koruma bölge kurulu bulunan illerde, kurullar arasında teknik ve idari işlerde koordinasyonu sağlamak üzere koruma bölge kurulları koordinasyon müdürlüğü kurulur. Koruma bölge kurulu müdürlükleri, koruma bölge kurulları koordinasyon müdürlüğüne bağlı olarak çalışır.

(Ek fıkra:27/07/2004 tarih, 25535 sayılı R.G.)Koruma bölge kurulu, belgeleri tam olarak koruma bölge kuruluna ibraz edildiği tarihten itibaren, koruma amaçlı imar plânlarını en geç altı ay, uygulamaya yönelik projeleri ise en geç üç ay içinde karara bağlar.

(Ek fıkra:27/07/2004 tarih, 25535 sayılı R.G.)Taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları, bunların koruma alanları ve sit alanlarında, 3194 sayılı İmar Kanununun 21 inci maddesi kapsamına giren ruhsata tâbi olmayan tadilat ve tamiratlar; özgün biçim ve malzemeye uygun olarak, bünyesinde koruma, uygulama ve denetim büroları kurulmuş idarelerin izin ve denetimi ile yapılır. Bunların dışında her türlü inşaî ve fizikî müdahale koruma bölge kurulunun izni ile yapılır.

(Ek fıkra:27/07/2004 tarih, 25535 sayılı R.G.)Ancak, koruma amaçlı imar plânı onaylanmış sit alanlarında, taşınmaz kültür varlığının bulunduğu parseller dışındaki inşaî ve fizikî müdahaleler, koruma amaçlı imar plânı hükümleri doğrultusunda, bünyesinde koruma, uygulama ve denetim büroları kurulmuş idarelerin izin ve denetimi ile yapılır.

(Ek fıkra:27/07/2004 tarih, 25535 sayılı R.G.)Vakıflar Genel Müdürlüğü idare ve denetiminde olan mazbut vakıfların veya mülhak vakıfların mülkiyetindeki kültür varlıklarının 3194 sayılı İmar Kanununun 21 inci maddesi kapsamına giren ruhsata tâbi olmayan tadilat ve tamiratları, özgün biçim ve malzemeye uygun olarak Vakıflar Genel Müdürlüğünce yaptırılır.

(Ek fıkra:27/07/2004 tarih, 25535 sayılı R.G.)Taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile bunların koruma alanlarında yapılan tadilat ve tamiratlara ilişkin uygulama öncesi ve sonrasına ait rapor ve belgeleri, ilgili idareler ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce ilgili koruma bölge kurulu müdürlüklerine gönderilir.

(Ek fıkra:27/07/2004 tarih, 25535 sayılı R.G.)Bu maddenin uygulanmasına ilişkin hususlar Bakanlıkça çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenir.

 (**ilgili mevzuat)


1) koruma, uygulama ve denetim büroları, proje büroları ile eğitim birimlerinin kuruluş, izin, çalışma usul ve esaslarına dair yönetmelik
2) kültür ve tabiat varlıklarını koruma yüksek kurulu ve koruma bölge kurulları çalışmaları ile koruma yüksek kuruluna yapılacak itirazlara dair yönetmelik)
Koruma Bölge Kurullarının oluşumu:

 

Madde 58 –(Değişik: 17/6/1987 - 3386/15 md.) Koruma Bölge Kurulları aşağıda belirtilen üyelerden oluşur;

a)     Arkeoloji, sanat tarihi, hukuk, mimari ve şehir plancılığı konularında uzmanlaşmış kişiler arasından Bakanlıkça seçilecek beş temsilci, (1)

b)      Yükseköğretim Kurulunca, kurumlarının arkeoloji, sanat tarihi, mimarlık, şehircilik bilim dallarından aynı daldan olmamak üzere iki öğretim üyesi,

c)       Görüşülecek konu, belediye sınırları içinde ise ilgili belediye başkanı veya teknik temsilcisi, dışında ise ilgili valilikçe seçilecek teknik temsilci,

d)      Görüşülecek konu, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı ile ilgili ise Bayındırlık ve İskan Müdürlüğünden bir teknik temsilci,

e)      Görüşülecek konu, Vakıflar Genel Müdürlüğü ile ilgili ise Vakıflar bölge müdürü veya teknik temsilcisi,

f)         Görüşülecek konu, Çevre ve Orman Bakanlığı ile ilgili ise konuyla ilgili teknik temsilci.

g)     (Ek:27/07/2004 tarih, 25535 sayılı R.G.)Görüşülecek konunun müze müdürlüğünü ilgilendirmesi halinde ilgili müze müdürü.

Ayrıca kurula oy hakkı olmamak kaydıyla danışman uzman çağırılabilir.

(Ek fıkra:27/07/2004 tarih, 25535 sayılı R.G.)İlgili meslek odaları koruma bölge kurulu toplantılarına gözlemci olarak katılabilirler.

 

Koruma Bölge Kurulları; 4848 Sayılı Yasa gereği oluşturulan Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak çalışmakta olup, idari ve raportörlük hizmetleri, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne bağlı Kurul Müdürlüklerince yürütülmektedir.

 

Karia

Karia kentleri  MÖ 6. yüzyılda Lydia devleti egemenliğine girmiştir. MÖ 540’larda Persler bölgeye hakim olumuştur. Bu hakimiyet ayaklanmalar, Pers-Lydia ve Pers-Helen savaşlarıyla zaman zaman kesintiye uğrasa da 200 yıl kadar sürmüş, Gerek Lydia ve gerekse Pers döneminde bölgedeki  egemenlik gevşek bir egemenliktir. Bölge, hakim devletin imparatoruna yarı bağımlı satraplarca, kentler ise satraplığa yarı bağımlı, büyük ölçüde özerk tiranlarca yönetilmiştir.

Karia bölgesi, MÖ 334’de Makedonya kralı Büyük İskender tarafından ele geçirilmiş ve başta Halikarnassos olmak üzere kentlerin büyük bölümü yakılıp yıkılmıştır. MÖ 3. yüzyılda bir süre Mısır egemenliğine, ardından da MÖ 192’den itibaren Roma egemenliği altına girmiştir.

Anadolu beylikleri döneminde yaklaşık 200 yıl süreyle (1261-1451)  Menteşoğulları hakimiyeti yaşanmıştır. Menteşoğulları kendilerine merkez olarak Milas yakınlarındaki Beçin Kalesi’ni seçmişlerdir. 1451’de Osmanlı hakimiyeti başlamış olup Bodrum dışında Halikarnassos 15. yüzyılda Rodos şövalyelerine üs olup ve Rodos’la birlikte Kanuni döneminde Osmanlı sınırlarına katılmıştır.

Halkının bir bölümü Rum olan bölge 19. yüzyıl sonlarında Aydın vilayetine bağlı Menteşe sancağının sınırları içinde bulunurken 11 mayıs 1919 ve 5 Temmuz 1921 arasında İtalyan işgaline uğramış ve Cumhuriyet’ten sonra da tüm sancaklarla birlikte il yapılan Menteşe’nin adı Muğla olarak değiştirilmiştir.

Antik Kayra bölgesinin en eski yerleşimlerinden biri olan Muğla, bilinen tarihi boyunca başlangıçta Anadolu’nun yerli halkı Kayralıların ardından kısmen ve kısa dönemler halinde Mısır, Asur ve İskit işgallerinin, zamanla da özellikle kıyılarda Helen kolonizasyon hareketinin egemenliği altında kalmıştır. Önce Medler daha sonra Persler, Muğla’yıidareleri altına almışlar ve bölgeyi bir Satrap aracılığıyla yönetmişlerdir. Büyük İskender’ in ordularıyla gelişinde Muğla bölgesi bir Kayra Satrapı tarafından yönetilmiştir.

M.Ö.334 yılında Karya'ya gelen Büyük İskender, Perslerin çekilmesiyle ortaya çıkmış kardeşlerarası bir saltanat kavgasıyla karşılaştı. Kardeşlerden Ada ve abisi ve kocası Hidrieus ile Mausolus ve kızkardeşi ve karısı Artemisia, diğer kardeş olan Piksodaros'un isyanı ile karşı karşıyaydılar ve bu nedenle kuzeye Alinda'ya (Karpuzlu) çekilmişlerdi. Ada Alinda'nın anahtarlarını Büyük İskender'e göndererek kendisini annesi olarak kabul etmesini istedi. İskender de bu isteği kabul ederek Ada'yı Karya satraplığına getirdi. Ancak ertesi yıl İskender'in Likya'ya geçmesiyle Piksodaros ablası satrap Ada'yı öldürerek yerine geçti. İskender'in haznedarı Filotas'ı satraplığa ataması da asayişi sağlamadı ve İskender'in uzaklaşmasıyla bölge Bergama ve Roma egemenliğine kadar (yaklaşık iki yüzyıl) sürecek bir anarşi döneminin içine düştü. te Roma İmparatorluğu' nun ikiye ayrılmasıyla da Karya Bizans İmparatorluğu içinde kalmıştır.

 Antik çağda Muğla sınırlarının büyük bölümü, Karia bölgesi olarak anılıyordu. Karia’nın sınırları, kuzeyde Büyük Menderes ile güneyde Dalaman çayı arasındaki bölgeyi içine alıyordu. Bu bölgede bugünün Muğla merkezi, Kavaklıdere, Yatağan, Ula, Marmaris, Köyceğiz, Ortaca, Bodrum ve Milas ilçeleri bulunmakta. Karia bölgesinin doğusu Frigya, kuzeyi Lydia, güneydoğusu Lykia ile çevrelenmişti. Muğla’nın Dalaman ve Fethiye ilçeleri Lykia Bölgesi sınırları içindeydi. Karia adı Kar’lardan geliyor. Bölgenin yerli halkı Luvi’ler. Luvi’lerin MÖ 2000’lerden beri bu bölgede yaşadıkları biliniyor. Luvi dilinde Kar, doruk-uç anlamında kullanılıyor. Karia ise Helen ağzında "doruklar ülkesi"ni tanımlıyor. Bölgenin yazılı tarihi Halikarnassos’lu ünlü tarihçi Heredot ile başlıyor. Tarihçi Heredot’a göre ise Kar’lar Ege adalarından gelip bu bölgeye yerleşiyor ve yerli halkla kaynaşıyor. Kısacası, bölgede yaşayanlar, göçlerle birlikte gelenlerle kaynaşıp MÖ. 1000 yıllarından itibaren Karia’lılığı oluşturuyorlar. Bodrum yarımadasının dağlık yerlerinde yaşayan Leleg’ler de Karia halklarının bir bölümüydü ve taşlık kayalık yerlerde oturdukları için de Lelegler olarak biliniyordu.

 

Karia Kentleri

 

Karia bölgesinin en önemli koloni kentleri Halikarnassos(Bodrum) ve Knidos(Datça)’dır. Karia bölgesindeki diğer kentler Güllük körfezi kıyısındaki Bargylia (Asarlık), İasos (Kıyıkışlacık), Bodrum yarımadasının batı ucundaki Myndos (Gümüşlük), yarımadanın iç kesimlerindeki Pisada ve Theangela, Gökova körfezinin güneyindeki Keramos(Ören) ve Kedrai(Sedir adası), iç kesimlerde Mylasa (Milas), Mylasa’ ya 14 km’ lik kutsal yolla bağlı Labraunda, Mylasa’ nın kuzeyinde Euromos (Ayaklı), Marsyas ırmağı (Çine çayı) yakınlarında Alabanda(Araphisar), Alinda, Gerga, Yatağan yakınlarında Stratonikeia ve Lagina, güneybatısında eskiden deniz kenarında olan ancak Dalyan çayının getirdiği alüvyonlarla içeride kalan Kaunos(Dalyan), doğu sınırında bugün Aydın sınırları içinde olan Aphrodisias ile Tralleis (Aydın), Nysa (Sultanhisar) ve Akharakha (Salavatlı) ‘dır.

Lykia’nın Muğla sınırları içinde kalan bölümünde ise Telmessos (Fethiye), Tlos, Pınara ve Letoon antik kentleri bulunmaktadır.

 

Muğla ili tarihi geçmişi ile paralel olarak, tarihi kalıntılar açısından son derece zengin olup, sınırları içinde 103 ören yeri bulunmaktadır.

 

 

Kültür ve Sanat

 

Kentlerin gelişimi, bölge uygarlıklarıyla etkileşimi, mimarlık ve sanat.

Bölge  ekonomisinin en önemli zenginliği Büyük Menderes vadisinde yetiştirilen incir, iç bölgelerde bal ve zeytinyağı idi. Karia, Lykia ve İonia kadar gelişmiş bir uygarlığa sahip değildi. Mimarlık, sanat, bilim ve felsefede komşu bu iki uygarlıktan geri kalmış, onlardan etkilenmiştir.

Karia’nın en önemli mimari yapısı Halikarnassos’ taki Mausoleum ya da Halikarnassos Mezar Anıtı’dır.  Karia satrabı 2. Mausolos döneminde (MÖ 377-353) krallığın başkenti Mylasa’dan Halikarnassos’a taşınmış, bu durum kentin daha da gelişmesine yol açmış ve Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri sayılan Mausoleum MÖ 350’de Mausolos’un eşi ve kızkardeşi II. Artemisia tarafından yaptırılmıştır. Bu anıtın yüksek bir kaide üzerinde yer alması Lykia sanatının etkilerini, üzerindeki mezar anıtı ise İon düzeninde galerinin etkilerini yansıtır.

Müsgebi (Ortakent-Bodrum), Knidos ve Stratonikeia’da yapılan kazılarda MÖ 15-13. yüzyıllara tarihlenen Miken çanak çömleklerinin bulunması, bölgenin o tarihlerde Rodos ve Kıbrıs üzerinden Suriye’ye kadar yayılan Miken kültürüyle olan ilişkisine de işaret etmektedir.

Batı Anadolu’yu MÖ 4. yüzyıldan itibaren etkisi altına alan Helen ve ardından Roma uygarlıkları da Karia kentlerinde bugüne kalan önemli izler bırakmıştır. Menteşe beyliğinin kalıcı izleri ise bugün Milas yakınlarındaki Beçin kalesi’nde görülmektedir.

 Sivil Mimari

 Muğla’da coğrafi ve iklim koşullarına uygun olarak, yılların birikimi ve deneyimi ile oluşmuş özgün sivil mimari yapı örnekleri bulunmaktadır. Binlerce yıllık uygarlıkların mirasıdır bu yapı örnekleri, büyük ölçüde de korunmakta, yeni yapılara örnek olmaktadır.

 

Müsgebi-Bodrum Evleri

Müskebi evleri, kayalık tepelikte, güneye doğru uzanan narenciye bahçelerine bakar. Yapı kışın kuzeyden esen sert rüzgara kapalı, pencereleri ise yazın ovadan esen serin melteme açıktır. Sıcağa ve soğuk rüzgara karşı kalın yığma taş duvarla kuşatılmış, eğimli yüzeylerde manzaraya hakim terası bulunan, ısıtmanın odalara konan ocaklarla sağlandığı, toprak damlı, girişin mutfaktan olduğu evlerdir Müskebi-Bodrum evleri. Dam, geçirgenliği az aktoprakla örtülür, damlarda akmaya karşı toprağı sıkıştırmak için kullanılan yürgü bulundurulur.  Avlu çitlerle çevrilmiştir. Avludan basamaklarla terasa geçilir. Teras yaz aylarında mutfak olarak da kullanılır. Müskebi evlerinin yukarılarında yel değirmenleri bulunur. Yamaçlardan akan suların toplandığı sarnıçlar, yapı grubunun yıl boyu su sorununun giderilmesini sağlar.

 

Milas Evleri

19.- 20. yy evleridir. Evlerin küçük ya da büyük ama mutlaka bir avlusu vardır. Giriş avludandır. Sokağa açılan evlerin avlu kapısı evin altında ya da yanındadır. İki katlıdırlar ve üst kat odaları çıkmalarla sokağa taşar. Evlerin büyük bölümü önlük denilen açık bir sofa ile avluya bakar. Zemin kat depo ve kiler olarak kullanılır. Mutfak, tuvalet, varsa ahır avlunun ayrı köşelerindedir. Avludan üst kata devşirme antik mermer ya da ahşap merdivenle çıkılır.

Milas’ta farklı bir grup ev yapısı daha vardır. Cumhuriyetin ilk yıllarında Avrupa’dan gelen mimarlardan etkileşimle yapılan evler, genellikle dışa kapalıdır. Genelde iki katlıdırlar ve üst kat ortada büyük salon ve salona iki taraftan açılan odalardan oluşmaktadır. Mutfak, tuvalet bina içindedir. Nedime Beler evi, Murat Menteşe evi bu tür yapı tarzına örnek evlerdir.

18. yy evlerinden Abdülaziz’e ait bağ köşkü tipiktir. Köşk, kule tarzında yapılmış, kare planlı ve 4 kattır.

 

Milas, Çomakdağ, Kızılağaç, İkiztaş Evleri

Evlerin tipik özelliği, iki katlı, kesme taştan kalın duvarlarla çevrili, manzaraya açık pencereler, dıştan merdivenli giriş, odalarda iki yanı pencereli çıkma ocak, toprak dam ve en önemlisi oyma ahşap süslemelerin kullanılmasıdır. Evlerin oyma ahşap süslemeleri, dekoratif başlıklı direkleri kadar ayırdedici bir başka özelliği süslü bacalarıdır.

 

Muğla Evleri

Bir aracın geçmekte zorlanabileceği dar yollara açılan evler çoğunlukla  avlulu ve genellikle iki katlıdır. Yapılar genellikle taş veya ikinci derece ahşaptır. Çatı örtüsü olarak alaturka kiremit kullanılır. Ayrıca, bugün Muğla' nın sembolü olarak kabul edilen karakteristik bacalar alaturka kiremitlerle yapılan kendine özgü şapka ile kapatılmıştır.

 

Katrancı-Yatağan Evleri

Evler Osmanlı Dönemi yapısıdır ve bacaları Muğla Bacası stilindedir.

 

Ula Evleri ve Nail Çakırhan Mimarisi

Ula evlerinin iki odalı, sofalı plan tipleriyle, Muğla evlerinin yakın dönem plan tipleri arasında fark yoktur. Ancak Ula kentsel yerleşim alanı, düzlükte kurulduğu için, evlerin dört cephesi  de gösterişli durumdadır.

 

    Türkiye'nin güneybatı ucunda yeralan kuzeyinde Aydın, kuzeydoğusunda Denizli ve Burdur, doğusunda Antalya ile komşu, güneyinde Akdeniz ve batısında ise Ege Denizi ile çevrilidir.

  

deniz kıyıları ile Muğla ülkemizin en uzun sahil şeridine sahip ilidir.


Yöredeki ilk yerleşmelerin ilk tunç çağında (MÖ 3500-2000) kurulduğu sanılmaktadır.


 


   

                                                                                                                          


Bu site Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi Sistemleri Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır.
Bu sayfa 1587 kez gösterilmiştir.